Dijital bağımlılığı önlemede ebeveynlerin rolü nedir? Aile içinde sağlıklı teknoloji kullanımı için nasıl olmalı? Uzmanı açıkladı

Yayın Tarihi: 30 Nisan 2026 Perşembe 12:55:00

Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2026 Perşembe 12:55:00

Aile bağlarının zayıf olduğu, güvenli ve kurallı bir ortamın bulunmadığı evlerde çocuklar, bağlanma ihtiyacını gidermek için dijital dünyaya sığınır. Dijital bağımlılık bir sonuçtur. Arkasındaki sebep genellikle evdeki sevgi ve güven eksikliğidir. Peki, dijital bağımlılığı önlemede ebeveynlerin rolü nedir? Aile içinde sağlıklı teknoloji kullanımı için nasıl olmalı? Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital bağımlılıktan korunma yöntemlerini ve sağlıklı teknoloji kullanımının önemini açıkladı. İşte detaylar...

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital bağımlılıktan korunma yöntemlerini ve sağlıklı teknoloji kullanımının önemini

kaleme aldı.

Dijital bağımlılık, en yalın haliyle özgür iradesini kaybedecek derecede kişinin dijital unsurlara esir olmasıdır. Biz tıpta bunu ikiye ayırıyoruz: Yaşamı kötü etkileyen davranışlar bütünü olan dependence (ihtiyaçlar) ve kişinin iradesini tamamen teslim ettiği addiction (tutsaklık).

Bağımlılığın biyolojik karşılığı, beynimizdeki ödül sisteminin bozulmasıdır. Şeker hastalığında insülin reseptörlerinin bozulması gibi dijital bağımlılıkta da dopamin reseptörleri bozulur. Kişi artık normal aktivitelerden haz alamaz hale gelir; buna "ödül yetmezliği sendromu" diyoruz. Sürekli daha fazla ekran, daha fazla kaydırma (scroll) hareketi ve daha fazla dijital haz arayışı başlar. Belirtilerin başında ise "aşırı zihinsel meşguliyet" gelir; kişi dijital dünyada değilken bile aklı oradadır.

Ebeveynlerin dijital bağımlılığı çocukların gelişimini nasıl etkiliyor?

Bir anne veya baba evde çocukla ilgilenmek yerine sürekli "işim var" diyerek telefonuna yöneliyorsa bu "duygusal ihmal"dir. Bugün kliniklerde sıkça rastladığımız "öğrenilmiş otizm" vakaları tam da bu ihmalin sonucudur. 0-3 yaş arası beyin gelişimi için kritik eşiktir. Bu dönemde eline tablet verilerek susturulan çocuklarda, beynin sözcük üretme ve sosyal etkileşim alanları gelişememektedir.

Sonuç akademik olarak çok zeki görünen ama sosyal becerileri sıfır, empati kuramayan, göz teması kurmayan, adeta bir robot gibi yaşayan nesillerdir. Ebeveynin dijital dünyadaki tutsaklığı, çocuğun dünyasında onarılmaz boşluklar açmakta ve onu "yalnızlık paradoksu"na mahkum etmektedir.

"Rol Model" olma açısından anne babaların ekran kullanımı ne kadar belirleyici?

Çocuklar bizim söylediklerimizi değil, ayak izlerimizi takip ederler. Sabah kalkar kalkmaz ilk işi mesajlarına bakmak olan bir ebeveyn, çocuğuna "hayatının en öncelikli konusu dijital dünyadır" mesajını verir. Biz buna "nöroyönetim" diyoruz; yani kendi beyin kimyamızı yönetme becerisi.

Eğer ebeveyn kendi dopamin döngüsünü kontrol edemiyor, ekran başında kontrolü kaybediyorsa çocuğuna "irade terbiyesi"ni öğretemez. Aile bağlarının zayıf olduğu, güvenli ve kurallı bir ortamın bulunmadığı evlerde çocuklar, bağlanma ihtiyacını gidermek için dijital dünyaya sığınır. Unutulmamalıdır ki dijital bağımlılık aslında bir sonuçtur. Arkasında yatan sebep ise genellikle evdeki sevgi ve güven eksikliğidir.

Aile içinde sağlıklı teknoloji kullanımı için nasıl bir yöntem uygulanmalı?

Buradaki anahtar kavram "dozaj"dır. Yılanın zehri az miktarda ilaçtır, fazlası ise öldürür. Dijital araçlar da böyledir. Öncelikle 0-3 yaş arasında ekran kesinlikle yasaklanmalıdır. 3-6 yaş arasında ise ebeveyn eşliğinde, sosyal becerileri destekleyici içeriklerle sınırlı tutulmalıdır.

Aile içinde "medya koruma" yaklaşımı benimsenmeli, teknoloji yasaklanmak yerine akıllıca yönetilmelidir. İç kontrolü geliştirmek adına çocuklara zaman yönetimi ve "hedefe odaklanma" öğretilmelidir. Akşamları "ekransız saatler" belirlenmeli, dijital detoks süreçleri uygulanmalıdır. Hatta sofralarımıza bir tabak da elektronik cihazlar için konmalı. Yemek sırasında elimizdeki tüm teknolojik cihazlar o tabağın içine bırakılmalı. Çocuklara zorluklarla başa çıkmayı, "zihinsel çile" çekerek başarıya ulaşmayı öğretmeliyiz. Hazcı (hedonik) değil, anlam odaklı bir yaşam modeli sunmalıyız.

Sürekli ekran maruziyeti dikkat, empati ve bağ kurma becerilerini nasıl etkiliyor?

Dijitalleşme günümüzün "dikkat katili"dir. Sürekli hızlı, parçalı ve sığ içeriklere maruz kalan beyin, derinleşme ve odaklanma yeteneğini kaybeder. Oysa beynin ön bölgesi (frontal korteks) zorlanarak, emek vererek gelişir. Bu çaba ortadan kalktığında dikkat eksikliği ve hiperaktivite patlak verir.

Daha da tehlikelisi empati erozyonudur. İnsan iletişiminin yüzde 80'i sözsüzdür; mimikler, ses tonu ve jestler duyguyu aktarır. Dijital dünya ise sadece yüzde 20'lik bilgi kısmını verir. Bu durum "empati yoksunluğu"na, o da kötülüğün sıradanlaşmasına yol açar. "Sana iyi gelmiyorsa at gitsin" felsefesiyle yetişen dijital nesil, derin dostluklar (dost kelimesinin o kadim anlamı) kuramaz.

Sonuç olarak dijital dünya bizim asistanımız olmalıdır, kaptanımız değil. Direksiyonda insan kalmayı başarabilirsek bu teknolojiyi bir "iyilik aracına" dönüştürebiliriz. Eğer kontrolü kaybedersek dijital afyonun etkisiyle sosyal bir çürüme kaçınılmaz olacaktır.

Netice itibarıyla dijital dünya bize devasa bir imkan alanı sunsa da insan ruhunun ve beyninin derin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Ekranların soğuk ışığı, bir annenin sıcak bakışının veya dostça bir el sıkışmanın yerini tutamaz.

Bugünün dünyasında en büyük meydan okuma, teknolojiyi reddetmek değil, onun bizi "nesneleştirmesine" izin vermemektir. Aileler olarak evlerimizi sadece gelişmiş son teknolojik cihazlarla, yüksek hızlı internetle değil, yüksek nitelikli duygusal bağlarla donatmalıyız. Eğer çocuklarımıza hazzın kölesi olmayı değil, anlamın yolcusu olmayı öğretebilirsek onları dijital yalnızlığın karanlığından koruyabiliriz.

Unutmayalım ki insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik iradesidir. Direksiyonda irademiz, pusulamızda ise kadim değerlerimiz olduğu sürece dijital dünya bir "tutsaklık evi" değil, tekamülümüz için bir "basamak" olacaktır.

Dijital çağın gürültüsünde kendi iç sesimizi ve sevdiklerimizin kalbini duymaya devam edebilmek, geleceğe bırakacağımız en büyük miras olacaktır.

[Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatristtir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Yirmidort.tv'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.